<<< Ana Sayfaya gitmek için Logo'ya tıklayın ... resim Bizimle irtibat kurun!
Yeni Dünyanın Kültürü... resim resim resim resim resim
resim
resim resim resim resim

GKM’de işçilerin örgütlenmesi konulu işçi toplantısı yapıldı

 

11 Mayıs 2008 tarihinde Güney Kültür Merkezinde sınıf mücadelesi açısından anlamlı ve öğretici bir etkinlik gerçekleştirildi. 30’un üzerinde kişinin aktif olarak katıldığı etkinlikte işçi sınıfını örgütlemenin önemi ve zorlukları ele alındı, çalışma gruplarıyla bizzat işyerleri nasıl örgütlenir, ne gibi zorluklar vardır, bunlar nasıl aşılabilir gibi sınıfa dönük çalışmada can alıcı konular pratik örnekleriyle irdelendi.
Etkinliğe üç tane sendika örgütleme uzmanı katıldılar. Sendika uzmanları hem konuya ilişkin kendi pratik deneyimlerini de kattıkları sunumlar yaptılar hem de daha sonra oluşturulan çalışma gruplarında bizzat yer alarak oradaki sorunlarda yardımcı oldular.
Slaytlı yapılan birinci sunumda örgütlenmenin önemi anlatıldı. Uzman arkadaş önce “niçin örgütlenmemiz gerekiyor” sorusuna cevap arayarak başladı konuşmasına. Bu soruya doğru cevap verilmezse, işçiler örgütlenmenin önemini hemen kavramıyorlar ve “örgütlenirsem işimi kaybederim öyleyse uzak durmalıyım” diye düşünebiliyor. Örgütlenmede sendikal mücadele –yasal olduğu için vb.- sınıfın örgütlenmesinde en kolay kısmı sayılabilir. Sermaye düzenine karşı mücadele kendini sendikal/yasal mücadele ile sınırlayamaz. Sermayeye karşı mücadele edilecekse sosyalizm hedefini koymak lazım. Sendikalar her ne kadar tabiatları gereği ekonomik/demokratik örgütlenmeler olsalar da, tüzüklerine kapitalizmi yıkma hedefini koyabilirler, tarihte bir dizi devrimci sendika bunu yapmıştır, hatta DİSK’in bile tüzüğünde hala kapitalizme karşı olduğu yazmaktadır. Dünyadaki sermayenin gücü sendikal örgütlenmenin nitel ve nicel gücüne bağlıdır. Anda dünyada İCFTU/İTUC gibi 180 milyon civarında üyesi olan sendikal birlikler var ancak bunlar üyelerini harekete geçiremedikleri ölçüde zayıftırlar, niteliksel güçleri yoktur.
Ülkemizde de son dönemde SSGSS’ye karşı yürütülen mücadele güçlüydü ancak yeterli değildi, yasa bazı değişikliklerle yine işçi ve emekçilerin aleyhine çıktı. Bu yasa 15-16 Haziran gibi militan bir çıkışla engellenebilirdi.
Son dönemde işyerini örgütlerken hep genç işçilerle karşılaşılıyor, bu olumludur. Gençler sendikaya ilk geldiklerinde hep ücretlerin düşüklüğü nedeniyle geliyorlar, bu anlaşılırdır da, çünkü bu yaşam standardı ile alakalı. Önemli bir konu da, işçiler normal yaşamlarında çoğunlukla “sosyalizm”e tepki gösterirlerken, mücadele içinde çoğunlukla olumlu yaklaşıyorlar.
Örgütlenmeye bir ülkede ne kadar önem verildiğinin bir göstergesi de bir kişinin kaç örgüte üye olduğudur. Yapılan bir araştırmaya göre örneğin İsveç’te işçiler ortalama 5 kuruma üyeyken, Türkiye’de iki kuruma üyeler (genellikle biri sendika, biri de yöre derneği oluyor).
Ana sanayi/yan sanayi konusunda –yan sanayi gittikçe daha fazla önem kazansa da- öncelik belirleyici olan ana sanayiye verilmelidir.
Örgütlenmede gizliliğe azami dikkat gösterilmelidir.
Örgütlenecek işyerinin iyi araştırılması lazım.
Örgütlenmenin ortaya çıkmasında genelde işten atmalar yaşanır. İşten atmalar karşısında sendikaların genel tavırları mücadeleci değil teslimiyetçi bir yaklaşımdır.
Örgütlenmede yaşanan diğer bazı sorunlar da, çoğunluk tespitlerinin çok geç gelmesi, çok geç geldiğinde de patronun buna itiraz hakkının bulunması, bu hakkı da genelde kullanması, böylece süreci zamana yayarak işçilerde yılgınlık yaratmaya çalışması vb.
Az sayıda büyüyen sendika var, Tez-Koop İş ve Birleşik Metal İş buna örnek gösterilebilir.
Bir diğer sorun da, zaten az sayıda var olan mücadeleci sendikacının da birçoğunun önemli hatalar yaparak işçileri devrim ve sosyalizm mücadelesinden soğutmalarıdır. Evet örgütlenmenin önündeki en önemli engel sendikal bürokrasi ve sendika ağalarıdır fakat sol hataların da bunda payı azımsanamaz.
İkinci sunumda işçi sınıfının dünyada ve Türkiye’de örgütlenme mücadelesi özetlendikten sonra, örgütlenmede kendini sosyalistler ve devrimciler olarak adlandıranlar açısından, tepeden bakmacı ve şabloncu yaklaşımların çok fazla olduğuna dikkat çekildi. Bu konuda çoğunlukla sınıfın ekonomik /sendikal sorunları yeterince bilinmeden ve öğrenilmeden, ona gidilip “gel bana katıl” türünden tavırlarla karşılaşılıyor. Bu tür tavırlar genellikle karşılık bulmuyor. Doğru olan yaklaşım, işçi sınıfı sosyalizm ve devrim mücadelesine kazanılmak isteniyorsa onun günlük sorunlarıyla ilgilenip ona güven vermektir.
Sonuncu sunumu yapan uzman arkadaş, örgütlenmenin yasal sürecini anlattı. Her şeyden önce “iş yasasını” bilmek gerekiyor. İşçilerin kafasında “sendika eşittir işten atılmak, işsizlik vb.” şeklinde bir resim var, öncelikle bu resmin yıkılması ve sendikanın bir hak olduğu anlatılması lazım. Anayasada bir hak olan sendikalaşma, yasalarla engellenmiştir. İşletme barajı: %51 ve işkolu barajı: %10. Bir sürü örgütlenmede aranmayan noter şart sendikal örgütlenmede vardır. Çalışma Bakanlığı çoğunluk tespitini onaylasa bile patron itiraz hakkını kullanıyor, bunun ötesinde işkolu itiraz hakkını da kullanıyor. İtirazlardan sonra mahkeme süreçleri başlıyor, bilirkişiler çağrılıyor vs. Bu bıktırıcı süreç ile işçiler yılgınlığa itilmek isteniyor. Direnişlerde sendika uzmanlarının tavrının ötesinde sendika başkanlarının tavrı belirleyici oluyor. Sendika yönetimi direniş kararını almazsa/onaylamazsa iş zor. İşçilerin arasındaki sosyalistler/devrimciler çalışmalarında çok dikkat etmeleri gerekiyor çünkü ilk atılanlar onlar oluyorlar. Devrimciler/sosyalistler “sendikalar bizi sattı” söyleminde de dikkat etmek zorundalar çünkü bu konuda bunu söyleyen patronlarla aynı paralele düşme tehlikesi var. Örgütlenmede bir şablon yoktur, her iş yerine, her işçiye ayrı ayrı yaklaşılmalıdır.
Soru cevap bölümünde ana sanayi/yan sanayi, gizlilik, taşeron firmalarla ana firmaların ilişkisi gibi konularda gelen sorulara uzmanlar açıklık getirdiler. Bir genç arkadaş, sunumlarda sol sosyalistlerin hatalarının çok fazla öne çıkarıldığını, sendikal örgütlenmenin 10 yıl geriye atılmasının da bu hatalara bağlanmasını eleştirdi. Eğer esas tehlikenin sarı sendikalardan kaynaklandığını, onların işçileri nasıl sattıklarını işçilere anlatmazsak işçilere yanlış bilinç vermiş olacağımızı savundu. Devrimcilerin kendi sendikal birliklerini/sendikalarını kurmalarını nasıl değerlendirmek gerektiği sorusu üzerine verilen cevapta, bunun yanlış olduğu, bununla da sınıfın bölündüğü, en gerici sendikalarda bile girip çalışmak gerektiği vurgulandı. Gençlerin sendikal örgütlenmesi ise yine işçileri gereksiz yere böldüğü için yanlış bulunduğu söylendi. Bazı sol örgütlerin zorlamasıyla gündeme gelen Genç-Sen daha sonra öğrenci örgütlenmesi olarak tanımlanmıştır fakat bu konuda da zaten öğrenci örgütlenmeleri vardır. Örgütlenmede gizlilikten ne anlaşıldığı konusunda şu açılım yapıldı: Bir fabrikada ilişki çıkarıldığında en fazla üç işçiyi bir araya getirmek lazım, bu aslında işçileri koruma amaçlıdır. Diğer taraftan sendikalarda sosyalist kadroların da gizlenmeye ihtiyacı vardır çünkü hemen tüm sendikalarda sosyalistlerin temizlenmesi sözkonusudur. Bir uzman arkadaş SCT’de sosyalistlerin/devrimcilerin hatalarının olduğunu, bu konuda Çağrı dergisinin örnek bir tavır içinde olduğunu söyledi. CHP’nin bile solcu geçindiği ve birçok işçi tarafından öyle algılandığı yerde bizim kendimizi ayrıştırmamız gerektiğine dikkat çekildi.
Sunumlardan ve soru-cevap bölümünden sonra bir yemek arası verildi. Aradan sonra üç tane çalışma grubu oluşturuldu. Çalışma grupları 10’ar kişiden oluştu ve her çalışma grubunda bir uzman arkadaş yer alarak yardımcı oldu. Çalışma gruplarına daha önce hazırlanan değişik koşullardaki işyerlerini örgütleme görevleri verildi. Gruplar yaklaşık bir saatlik çalışmadan sonra tekrar bir araya gelerek sonuçlarını paylaştılar. Sonuçlar mukavvalar üzerine kısa notlar halinde yazılmıştı grubun belirlediği bir veya iki kişi tarafından sonuçlar bütün kitleye sunuldu ve en sonunda üzerine tartışıldı.
Bu tarz bir çalışma bütün katılımcılar tarafından olumlu bulundu ve başka konularda da böyle yapılabileceği söylendi. Atölye çalışmasının amacının, bir işyerinin nasıl örgütleneceğini öğrenmek, kişileri bu konuda yetkinleştirmek ve pratik içine göndermek olduğunun altı çizildi.
Bu toplantıda amacımızın örgütlenmeyi genel konuşmak yerine, somutta nasıl yapılacağını ele almak olduğunun altı çizildi. Bir arkadaş aslında bir başka toplantıda sadece “ilişki nasıl çıkarabiliriz”in üzerine tartışmanın çok yararlı olacağını savundu. Birçok arkadaş bu çalışmada “biz ne biliyoruz”u ortaya çıkardığımızı, GKM’nin başarılı bir işe imza attığını söylediler.
Uzman arkadaşlardan birisi “bizim fabrikamız” söyleminin yanlış olduğunu, bunun işçilere yanlış bilinç verdiğini, patronların ve işçilerin aynı gemide oldukları savına hizmet ettiğini ve bizim “içinde çalıştığımız işyeri” söylemini tercih etmemiz gerektiğini savundu.
Toplantı toplantıya katılanları memnun bırakarak bitirildi.

13 Mayıs 2008

 

 

resim