|
Güney Kültür Merkezi kendi Tiyatro Salonu’nda 6 Eylül 2009 günü, 6-7 Eylül 1955 olayları ile ilgili bir panel düzenledi.
Panele konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Füsun ÜSTEL (Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölüm Başkanı) 6-7 Eylül olaylarının nedenleri ve sonuçları üzerinde durdu.
Prof. Dr. Füsun ÜSTEL, azınlık sorununun esas olarak 19. yüzyıl sonlarında ortaya çıktığını, kavram olarak daha çok “Gayrı Müslim” ve Doğu sorunu olarak tartışıldığını belirterek Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerindeki dini ve ulusal azınlıklar ile ulusların durumu hakkında kısa bilgiler verdi. Ulus ve azınlıklar hapishanesi Osmanlı İmparatorluğu döneminde de tıpkı Cumhuriyet döneminde olduğu gibi ulus, ulusal azınlık ve Gayrı Müslim azınlıklar arasında gerçek anlamda eşitliğin olmadığını örnekler vererek açıkladı. Prof. Dr. Füsun Üstel Türk ırkçılığının ilk partisi olan İttihat Terakki ile başlayan 1915 Ermeni katliamının ve 1923’ün Ocak ayında Nüfus Değişimi ile süren baskı, zülüm ve katliamların günümüze kadar süregeldiğini çarpıcı örnekler vererek açıkladı. Örneğin 1923’de Nüfus Değişimi öncesinde Türkiye’de yaşayan 1 milyon 400 bin Rum’dan yalnız 350 bin kişinin kalabildiğini, diğerlerinin Yunanistan’a göç ettirildiği vurgulandı. Panelde Gayrı Müslim azınlıklardan Rumlar, Yahudiler ve Ermenilerin Lozan Antlaşması ile bazı haklar elde ettiklerini, fakat Cumhuriyetin gerek tek partili döneminde gerekse çok partili döneminde devlet ve hükümetlerin çoğu zaman antlaşmada tanınan hakların tümünü vermediğini, sürekli dış konjoktöre bağlı olarak Gayrı Müslimler üzerinde baskı kurulduğu anlatıldı. Jön Türklerin politikasını devralan Cumhuriyetin, Müslüman olmayan azınlıklara uyguladığı saldırıların aynısını Müslüman azınlık ve Kürt ulusuna o dönemde yapmamış olmasının temel nedenlerden birinin onların Müslümanlığını kullanarak daha rahat Türkleştireceği düşüncesinde olmaları ile açıklandı. Yani; Rum, Yahudi ve Ermeniler dışında Süryaniler, Lazlar ve Çerkezlere vb. diğer azınlıklara ve Kürt ulusuna da hiçbir hak tanımadığını cumhuriyetin de Osmanlının yolunda yürüdüğü anlatıldı.
Başta Rumlar olmak üzere Yahudi ve Ermeniler içinde yurtdışı ve yurtiçi ticaretini önemli oranda elinde tutan çok sayıda zenginin olması onları bu saldırıların baş hedefi haline getirdiğini, 1927’de İzmir’de Rumlara ve 1934’de Trakya’da CHP’nin de içinde yer aldığı Yahudilere yapılan saldırıların Türk egemenlerinin Türkleştirme; devlet eliyle yaratmak istediği kendi Türk – Müslüman “milli” burjuvazisini güçlendirmek için olduğu vurgulandı. İkinci Dünya Savaşından sonra 1942’de esas amacı Gayrı Müslim azınlıkların mallarını elinden almak amacıyla “Varlık Vergisi” adı altında bir yasa çıkarılarak mülklerinin bir kaç katı kadar vergi istendiği, malları; vermesi gereken vergiye yetmediği durumlarda ise “Cumhuriyetin Amele Tugayları”nda askere alınıp iki yıl yol, baraj, kamu binalarının yapımında çalıştırıldıkları anlatıldı. Çok partili döneme geçildikten sonra her seçimde Gayrı Müslim azınlıklar üzerinde ki baskıları; Varlık Vergisi Yasasını kaldıracağı sözünü veren DP (Demokrat Parti) azınlıkların yoğun yaşadığı İstanbul gibi büyük şehirlerde onların oylarını almak için seçimlerde kendi listelerinde azınlık milliyetlerine mensup kişileri Milletvekili adayı gösterdiğini hatta bir kaçını seçtirdiği belirtildi. Türk egemenlerinin her iç politikada tıkandığında bir dış düşman yaratarak işini kolaylaştırma politikası bu yıllarda da DP hükümeti tarafında yürütüldü. Gayrı Müslim azınlıklar, daima vatana ihanet edecek potansiyel hainler olarak görülüyordu. 1955’de Eylül ayı başında İngiltere ile Doğu Akdeniz’in Güvenliği ile ilgili Londra’da bir toplantı yapıldığı günlerde 6-7 Eylül olayları başladığı açıklandı. O günlerde başta Rum Patriği olmak üzere, Gayrı Müslim azınlıkların Kıbrıs’ta Türklere zülüm yapan EOKA’cılara yardım ettiğini Hürriyet, Akşam Postası gibi gazetelerin baş sayfalarında yalan haberlerle kışkırtmalar yaptığı belirtildi. O yıllarda kurulan KTC (Kıbrıs Türktür Cemiyeti) özellikle İstanbul’da Rumların yoğun olarak oturduğu semtlerde şubeler açarak başta Rumlar olmak üzere Ermeni ve Yahudilere ait işyeri ve evleri işaretledikleri, yine o dönemin mİT’i MAH (Milli Emniyet Hizmetleri) elemanları da görevlerini yerine getiriyor. Yine o dönem yüksek okul öğrencilerinin birliği olan MTTB (Milli Türk Talebe Birliği) ve bazı ırkçı sendikalar da bu saldırılara katılıyorlar. Olaylar 1955’in 6 Eylül günü devletin radyosunda saat 13.00 de Atatürk’ün Selanik’teki evine Rumlar tarafından bomba atıldığı haberini vermesiyle başladığı belirtildi. 6 Eylül öğleden sonra başlayan, 7 Eylül akşamına kadar devam eden balta, kazma, balyoz ve satırlarla yapılan yakıp/yıkma ve talan etme olaylarına, çoğu KTC ve aynı zamanda DP üyesi olan 100 bine yakın insan katılıyor. Polisin karışmaması, müdahale etmeme emri aldığını gösteriyor. Sadece Rum Patriği ve etrafındaki evler Jandarma tarafında korunduğu için hasar görmüyor. Diğer başta Rumların olmak üzere Ermeni ve Yahudilerin oturduğu onlarca semtte ev, işyeri kilise ve azınlık okulları yıkılıyor/yakılıyor ve eşyalar talan ediliyor. Bu iki gün süren saldırılarda (Devletin resmi kaynaklarına göre) 15 kişi (5’ı papaz) öldürülüyor. 4214 ev,1004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel, bar vb. yerlerin bulunduğu 5317 tesis saldırıya uğruyor. Evlerin %80’ni Rumlara, % 9’u Ermenilere, % 3 Yahudilere % 5’ı de Türklere ait. İşyerlerinin ise %59 Rumlara, % 17’si Ermenilere, % 12 Yahudilere, % 10’u Müslümanlara ait olduğu belirtildi. Olayların hemen ardından resmi makamların açıklamalarında olayları yapanların komünistler olduğunu belirtmeleri çok ilginç olarak karşılandı. O dönem devrimci, ilerici aydın bilinen birçok aydın yazar, şair de tutuklanıyor. Daha sonra olayların bir kaç gazetenin kışkırtması sonucu milli hassasiyetleri olan vatandaşların tepkisi olarak değerlendirilerek baş sorumlular gizleniyor. Diğerleri de ya aklanıyor, ya da çok kısa süre sonra hapisten çıkarılıyor. Saldırılarda zarar görenlere doğru dürüst zararları ödenmiyor. Daha sonra 1960’a kadar DP seçimlerde zararları ödeme sözü vererek azınlıklardan oy almaya çalışıyor. Fakat sözünde durmuyor. Bu saldırıdan sonra binlerce Gayri Müslim mensubu insan canına ve malına zarar verileceği korkusuyla, malını mülkünü geçmişi anılarını geride bırakarak göç ediyor. Binlercesi taşınmazlarını yok pahasına satarak İstanbul’ dan Yunanistan’a Avrupa’nın başka ülkelerine veya ABD’ye kaçmak zorunda kalıyor. Olaylardan sonra 5 yıl içinde yaklaşık olarak 60 bin Ermeni, 15 bin Yahudi, 12 bin Rum İstanbul’u terk etmiştir. Yani egemenlerin “İstanbul’u Hıristiyanlardan arındırmayı”, malını mülkünü gasp etmeyi önemli oranda başarmış olduğu anlatıldı. Panelin ikinci bölümünde katılımcıların konu ile ilgili sorularına yanıt verilerek panel bitirildi.
10 Eylül 2009
|